21 Şubat 2011 Pazartesi

Bu aralar...


Son bir kaç haftadır öğrencilik hayatıma dönmüş gibiyim...

Günlerim araştırma yapmakla geçiyor.İlgilendiğim konular hakkında araştırmak,bulmak,okumak,okumak,okumak,seyretmek ve dinlemek minvalinde geçiyor günlerim.

Araştırma yaptığım tüm konular yaratıcılık seminerleriyle ilgili bittabi ki ...


İlgilendiğim konu veya kişilerle ilgili çok bilinmeyen ya da hiç bilinmeyen yönleri öğrendiğim de bütün o yorgunluğa değiyor diye düşünüyorum.


Bazen de o hummalı araştırmanın içindeyken,yapılan güzel bir akşam programına gidemediğim ya da hayır dediğim zamanlarda offlayıp,poffladığım kaytarmaya çalıştığım da oluyor.

Üç hafta önce ki konum Polonya /Poznan'dı...

Kurada bana burası çıkana kadar Polonya'da böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum ne yalan söyleyeyeyim.

Akgün Hoca'nın,Polonezköy'le ilgili yazdığı "Ayyıldızın altındaki Kartal Polonezköy" kitabından ve fotoğraf sergisinden aşinalığım vardı.

Polonya tarihine,ünlü Polonyalı piyanist Chopin'e,İstanbul'da yaşayıp burda hayatını kaybeden ve yaşadığı evi müzeye dönüştürülen Polonyalı şair Adam Mickiewicz'e,Anne tarafından Polonyalı olan ünlü soprana Leyla Gencer'e ve Polonya'ya ait bir sürü enteresan şeyler öğrenmiştik.

Ama Poznan'a bilmiyordum.

Hiç tanımadığım bu şehir hakkında en az orada yaşamaya hazırlanan biri kadar ,araştırma yapmış olabilirim...

Yerli yabancı sayfalardan,oraya turist olarak gidenlerin yorumlarından,bloggerlardan,erasmusla giden öğrencilerden,bir çok farklı gözden aldığım yorumlarla kendi Poznan'ımı yarattım.

Sonra kendime göre bir uslupla anlatmaya geldi sıra.

Tahtaya çıkıp vikipedia gibi anlatmak yerine burayla ilgili bir hikaye uydurdum.Sanki bu araştırmalarımda bana yardım eden erasmuslu bir öğrenci varmış gibi bir şeyler yazdım.

Bu öğrencinin adı Ali Cengiz'miş (Esinlenme bknız.Zeugma; )).

Adam Mickiewicz üniversitesinde okuyan Ali Cengiz'in yakın arkadaşı olan baş kahramanım o şehirle ilgili önemli bir şahsiyetmiş gibi ciddi ciddi anlatmaya başladım.Hazırladığım görseller power pointle destekledi benim bu ali cengiz oyunumu...

Şehrin simgesi yukarıdaki fotodan görüleceği üzere iki inatçı keçi.(aynı ben...Hani kurada bu şehir çıkarken hissi kalbel vuk'u oldu herhalde diyorum.)

Bir saatlik sunum çok heyecanlanmamın dışında ,heyecandan Polonya 'ya sürekli Polanya demem dışında kazasız bitti çok şükür :))

Ardından yeni sunum konumuz verildi Frida.

Bu aralar çok gündemde bir ressam.

Pera müzesindeki sergiyi duymuşsunuzdur(duymadıysanız ben muştulamış olayım :)
Gelman koleksiyonuna ait bazı Frida tabloları İstanbul Pera Müzesi tarafından getirildi ve sergileniyor.sanırım Mart sonuna kadar açık olacak...

Arkadaşlarla ortak gerçekleştireceğimiz sunumda sadece Frida'nın tabloları olmayacak.

Aztekler'den başlayıp Meksika'ya uzanan efsanelerin,mitolojinin,Meksika devriminin de içinde olduğu bir çalışma hazırlayacağız.

Herkes araştırmak için bir konu seçti.Ben Aztek'leri almayı çok istedim.
Ne de olsa aynı topraklara yakın yaşayan başka bir kahramanım Geronimo'm vardı benim...

Bu konudaki araştırmanın asıl konuma da faydası olur diye düşündüm ama Bana Frida ve Tina Modotti ile Leon Troçki arasındaki ilişkiler kaldı.

Meksika'da yaşayan önemli bir kadın fotoğrafçı Tina Modotti...Aynı zamanda Frida ile ilgili çok yakın dost zaman zaman ilişkiye dönüşen bir dostluk var aralarında...


Diğeri Kızıl ordunun kurucusu Troçki'nin Meksika'da kaldığı yıllarda ,Frida'yla bütünleşen mavi evinde bir,buçuk sene kalması ,bu süreçte aralarında başlayan ilişki,Trocki'nin karısını fark etmesi v.s ...olaylar gelişir...:)

Şimdiki gündem maddemiz Frida ve tebaası olduğu için herkes bir Frida mania şeklinde dolaşıyor ortalıkta...

Cumartesi günü Pera Müzesinde önemli bir söyleşi vardı.Frida'nın kız kardeşi Cristina'nın torunu Cristina Kahlo 'nun söyleşisi...

Aile fertlerinden birinin anlatacağı Frida ilginç olur dedik hep birlikte söyleşiye gidelim dedik .Rotayı Pera'ya çevirdik.

Müşkül pesent ben,14.30 da başlayan söyleşinin başlamasına son beş dakika kala yetiştim maalesef.

Benim haricimde herkes koltuklarında oturup söyleşinin başlamasını bekliyordu.

Apar topar aşağı kata inerken merdivenlerde benden başka kimseyi göremeyince yanlış yere mi gidiyorum şüphesiyle merdivenleri geri çıkıp , koridordaki o kadar kişi içinden birine sordum.

Esmer ablaya "Pardon Frida söyleşisi bu katta mı "Cevap alamadım.
Kadın anlamadı ya da duymadı diye düşünüp bir daha sordum .Sonra kadın ingilizce konuşup beni anlamadığını söyleyince pardon deyip indim aşağıya tekrar...

Sona kalan dona kalır diye boşa dememişler.Salona indiğimde yer yoktu.Baktım bir tek protokolda boş bir koltuk var gayet protokoldenmişim gibi oturuverdim.

Neyse söyleşi bir başladı.Bir baktım söyleşiyi yapan demin soru sorduğum ablaymış...

Yuh dedim yani o kadar kişi içerisinden sen kalk söyleşiyi yapacak kişiye sor.

Bu da günün madarası oldu tabi :)

Söyleşiye gelince çok lezzetli bir söyleşiydi diyemem.

Yapanların tabi ellerine sağlık ya da Cristina ablan'ın ayaklarına sağlık ta oralardan kalkmış gelmiş ama keşke daha suya sabuna dokunur şeyler anlatsaydı.

Bana göre Frida'yı hiç tanımayan biri yine tanımadan çıktı o söyleşiden...

Sergiyi henüz gezmemiştim.Yukarı kata çıktığımda bir hayal kırıklığı da Gelman koleksiyonun yer aldığı tabloları görünce oldu.

Çok az sayıda tablo getirilmiş.

Eleştirel bakmayayım isterdim .Ne de olsa Pera çok güzel sergiler açıyor.
Belki diğer müzelerdeki dinamikleri tetikliyor.Ama Frida sergisini getirdilerse de en az iki kat olmalıydı ve daha zengin tablo yelpazesi olmalıydı bence...

Yolunuz Pera'ya düşerse yine de görmemezlik etmeyin bence.Ama şu anda Frida serisinden çok müzedeki Çarlık rusyası sergisi çok daha etkileyiciydi diyebilirim.

Çıkışta ver elini İstiklal ya da Galata dersiniz ki ben her ikisini de yaptım :)

İyi haftalar.

13 yorum:

  1. Bu temanda blog yazıların çok karmaşık, eğri büğrü ve birbirine girmiş.
    Zor okunuyor..
    Chrome ile girdim okuyamadım..
    Geçende de öle olmuştu.Başka tarayıcı deneyeyim, bekle..

    YanıtlaSil
  2. *Özendim sana yine.
    Öğrenciliğe dönmüş ''gibi'' olmak bile güzel olmalı.

    *Poznan'ı ben de ilk kez duydum, bilgilendim sayende.

    *Esin kaynağın olan Ali Cengiz hikayem başarıyla atlatılmış, kutlarım..

    *Frida olağanüstü bir kadın o etkileyici hayat hikayesiyle (ve de bıyıklarıyla :))) Tina Modotti ile bağlantısının detaylarını merak ettim.

    *Bir el de ben versem sana ve birlikte Galata - İstiklal yapsak :)

    Günlerin sağlıkla, neşeyle ve hareketli geçsin böyle hep Nurcum..
    Sevgiler gönderiyorum....

    YanıtlaSil
  3. Yazdığını okumadan post yazıp gönderirsen böyle düşük cümleli bir postun olur işte :((

    Zeugma'cım öğrenciyken okul bitsin diye yırtınıyordum şimdi öğrenciliğe döndüm diye seviniyorum iyi mi :))


    Poznan ve Frida ile post yazarım bir ara.


    Hadi sergi bitmeden gel ,seve seve gezdiririm seni :)

    Hepimizin neşeli ve hareketli geçsin :))

    Sevgiler sanım :)

    YanıtlaSil
  4. Ama bu sefer de sen başka anlamışsın.
    Yazdığını okumadan post yapmakla ne alaka? Postun gayet güzeldi, zevkle okudum ki!
    Kullandığın bu temada tüm postlarında,
    daha doğrusu blogunun neresinde hangi yazı varsa Arapça /Çince karışımı değişik bir yazı stili var.Zar zor okunuyor..Ben onu söyledim. Başkalarını da bir sor istersen..

    Bu ara ikimize bir şeyler olmuş.Zihinsel yorgunlk yapıyor bence :(

    YanıtlaSil
  5. Zeugma'cım o senin yorumuna istinaden yazmadım .Yorumları yayınlarken okuyunca ,cümle düşüklüğü olan yerlere istinaden kendi kendime söyledim :)))

    YanıtlaSil
  6. Bu yazdığım cümlede bile var hatta.Ama bu da böyle bir post olsun düzeltmicem :))

    YanıtlaSil
  7. Bavulumu toplayasım geldi :)

    Hem seni hem fridayı öperim :)

    Sazan.

    YanıtlaSil
  8. Sazan'cım pişman olmazsın.Çok güzel bir yer,eğer Prag'a gittiysen ve beğendiysen burayı daha çok beğeniceksin emin ol:))

    Ben ve Frida da öpüyoruz...

    Dieogo'da kafasını uzattı seni öpmek için ama "Hadi len dedik " ona :)

    YanıtlaSil
  9. Fridayı seyredip gecenin bir yarısı iki gelinimle kaşlarımızın arasını boyadığımız geldi aklıma."fridanın kaşları" modası yayılsa keşke demiştik.
    Ali Cengiz senaryon da iyi tutmuş doğrusu ellerine sağlık .Yeniden talebe olmayı özendirdin bana. sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Sufi,yakında kalın kaş modası da başlar merak etme.

    Ali Cengiz'i beğenmene sevindim,Sv.Zeugma sağolsun esinlendim :))

    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  12. Merhaba, yorumunuza cevap yazma fırsatım kendi bloğumda bir türlü , olamadı, biliyorsunuz ameliyat vs vs..orda öylece cevapsız kaldı iyi dilekleriniz, sorularınız, benim de içimde bir sıkıntı:)şimdi oraya yazsam, belki kaçırırsınız,o yüzden sizin postunuza biraz ilgisiz olacak ama yazayım dedim..
    Şu anda çok daha iyiyim...iyi dilekleriniz için çok çok teşekkürler...
    Alain De Botton konusu..ben iflah olmaz bir iyimserimdir sevdiğim insanlar, yazarlar, sanatçılar konusunda, bir kez sevdiysem, bir daha kolay kolay toz kondurmam...1 cümle etmişse şöyle içime dokunan, çon anladığım, çok hissettiğim, bana çok tanıdık, etkilendiğim, büyülenirim ve onun etkisi çok abuk şeyler olmadıkça hep devam eder...ve onu, o yazarı, o şarkıcıyı, o sanatçıyı, o dostu, o kocayı kusurlarıyla da olsa çok sevmeye devam ederim:)sevip sevmemek meselesi değil diyeceksiniz..ama benim ki öyle salaklığa varan bir iyimserlik olur ki, yapılan ortalama ve vasat işleri bile mükemmel görme eğiliminde olurum...Alain De Botton konusu da böyle işte..ben sevdim konuşmasını.. herşeyden önce iyi bir yazar , iyi bir gözlemci olduğu gibi iyi bir konuşmacı olmasını, orda, tek adam, sahneyi doldurmasını, seri bir şekilde düşünüp kendini ifade edebilmesini sevdim...ben hem yazmayı, hem konuşmayı aynı beceriklilikle kotaranlara ayrı hayranlık beslerim...bu da var tabi...sonuç olarak; gördüğünüz gibi objektif olamıyorum:)
    İnsanın kitaplarını düzenli olarak okuduğu bir adamı yakından görmesi keyifli..sanki hayali bir şey gerçekliğe dönüşüyor...ama bir şey kaçırmış değilsiniz elbette...o adam kitaplarında saklı..siz de onu çoktan bulmuş olduğunuza göre...

    Bu arada tüm bu okuma, yazma, araştırma uğraşınız, bayıldım...keyifli olun...sevgiler..

    YanıtlaSil
  13. Sevgili Peren çok çok geçmiş olsun .Umarım eski sağlığınıza ve düzeninize kavuşmuşsunuzdur artık.

    Söyleşiye katılabilseydim eminim ben de sizin gibi düşünürdüm .

    Bunları yazarken kütüphanemden cin ali serisi gibi dizili Alain De Botton serisi de kafa sallayıp bu tezimi doğruluyor:)

    Paylaştıklarımı beğenmenize sevindim.

    Sevgiler :)

    YanıtlaSil

Sen Yazmazsan,Ben yazmazsam nasıl çıkar bu postlar aydınlığa ...